31 Ağustos 2008 Pazar

15 Temmuz 2008 Salı





En yüksekten uçan martı, en uzağı görendir...









Denemekten yılmadan kendi sınırlarını aşarak başarıya ulaşan sıradışı bir martının hikayesi...Martı Jonathan Livingston...

Çevresindeki martılardan farklı olarak alışılmışın dışına çıkarak çok daha yükseklerde uçmayı hedefleyen martı Janathan sürüden dışlanmak pahasına büyük bir inançla çalışır ve başarıya ulaşır. Bildiklerini diğerlerine de öğreterek sıradışı martıları peşinden sürükler...
Kitap, başarıya giden yolun anahtarlarını veriyor bize kısacık hikasesinde...Bu anlamda ktabın bir çok kişisel gelişim kitabından çok daha etkili olduğunu söyleyebilirim.
Çevremizin bize yüklediği değerleri bir kenera bırakıp, kendimizi tanıyarak ve yapabileceğimize inanarak harekete geçtiğimiz anda başarısız olamayacağımız vurgulanmış kitapta.
Kitapta geçen "Tüm bedenimiz düşündüklerimizden başka bir şey değil. Düşüncelerinizin zincirlerinden kurtulun, bedeninizin zincirlerini kırın." cümlesi her şeyi anlatıyor aslında...

8 Temmuz 2008 Salı

ince sözler...


Bir insan bir dünya kurmak için yola çıkınca
İlkin kendinden başlar işe, yüreğindeki inançtan
...
Hughes

1 Temmuz 2008 Salı

Sevgisiz yaşayabilir mi insan?


Kitabı Adı: İnsan Ne İle Yaşar
Yazarı: Lev Tolstoy

İnsan ne ile yaşar ? Tolstoy’ un var oluş nedenimizi hikayeleştirerek anlattığı dünya klasiği.
Kitap gayet basit cümlelerle yazılmış olsa da içeriğinin oldukça dolu olduğunu söyleyebilirim. Belki de , günlük yaşantımızda asıl manalarını unutup gittiğimiz sevgi, merhamet, zamanın değeri, sabır, iyilik yapma kavramlarını hatırlattığı için severek okudum bu kitabı.

Kitap okunmaya değer beş klasik hikayeden oluşuyor. İlk hikayesinde İnsan ne ile yaşar? Sorusuna cevap veriyor yazar. İnsanı asıl yaşatan şeyin kendi çabamız değil de içimizdeki sevgi olduğunu söylüyor. İçimizdeki Allah sevgisi ve buna bağlı olarak insan sevgisi değil mi bizi yaşatan. Diğer hikayelerde ise; her şeye sahip olma isteğinin, hırsın, başkalarına karşı kötü düşünceler beslemenin, kinin, iftiranın dönüp dolaşıp kişinin kendisini etkileyeceğini anlatılıyor.

Evet hikayeler bilindik ama gerçekten “insan” gibi yaşayabilmemizi sağlayacak değerleri ele aldığından hayata dair önemli dersler içeriyor bence.
Hikayerin birinde zaman kavramı şöyle ele alınmış;
"Önemli olan tek bir an vardır, o da "şimdi"dir. En önemli an şu andır çünkü bir tek ona sözümüz geçer."
O an geçerken o anın önemini anlamayıpta "neden böyle oldu" ya da "yarın ne olacak" sorularına takılı kalışımın nedenini anlayamıyorum bir türlü...Geçmişi değiştiremeyeceğimi, geleceği de şimdi vereceğim kararların etkileyeceğini bile bile...

24 Haziran 2008 Salı

Dava Dünyalı Olabilmek...


Kitap, Gündüz Vassaf' ın köşe yazılarının derlemesinden oluşuyor. Yazar "Türkiye Sen Kimsin" diyerek özellikle Cumhuriyet sonrası dönemden günümüze kadar yaşanılan bir çok olayla bağlantılı olarak Türkiye' yi ve Türk insanının hayata bakış açısını, davranışlarını ve Avrupa insanının ülkemize bakışlarını tasvir etmiş-daha çok eleştirmiş.
Yazılarda ağırlıklı olarak üzerinde durulan konu Türkiye ve dünyadaki egemen düzenin çıkarları doğrultusunda yaşatılıyor olmanın sonuçları. ABD' nin zengin olmayan "az gelişmiş" ülkeler üzerindeki"böl ve yönet" politikasını ve bu politika oyunları nedeniyle ortaya çıkarılan iç çatışmalarımızı, Batı' yı taklit edişimizi ve kültürümüzün, değerlerimizin yitirilmesi uğruna gönüllü tutsaklığımızı... anlatmış yazar.
İlgimi çeken bir yazı vardı ki son dönemde gençlerin dünya sorunlarına karşı kayıtsız kalmalarından buna karşın internet aracılığıyla kurdukları ağ ile dünya vatandaşı olma çabalarından bahsediyor.
Ülke olarak kendimizi de eleştirmemiz gerektiğini dile getiren yazar genelde olumsuz yönlerimizi ele almış. Fakat hiç mi olumlu bir tarafımız yok diye düşünmeden edemedim. Türkiye' nin kim olduğunu olumlu-olumsuz yönleriyle ele alarak sorgulamamız daha doğru olmaz mı???

17 Haziran 2008 Salı

Töre...!!!




"....uzak bir şehir ve şarkı vardı
şarkı nihaventti "

Nazım Hikmetin bu mısralarıyla başlıyor yazar romanına...
Piraye; iyi eğitim almış bir genç kızın kendi yaşam tarzından çok farklı bir hayata Ağa Hanımı olarak geçişinin öyküsü...Sevgisi uğruna İstanbul'dan ayrılarak Diyarbakır' da yaşamaya başlayan Piraye' nin karşılaştığı zorluklar, töreye uymak adına yapılan haksızlıklar,altüst edilen bir hayat konu edilmiş kitapta.
Sade bir dille anlatılan olaylarda fazlaca ayrıntıya girilemesini saymazsak sürekleyici bir roman olduğu söylenebilir.
Yazar anlatılan hikayenin kurgu olduğunu söylese de ülkemizde benzer olayların yaşandığı bir gerçek. Kaç Piraye var kim bilir yaşadıklarına karşı sessizliğini bozmayan...Kendi varlığını hiçe sayan...boyun eğen??

10 Haziran 2008 Salı


Akıl kendi kendinin yeridir ve kendi başına
Cehennemi cennete, cenneti cehenneme çevirebilir...















Modern zamanların insan üzerinde yarattığı etkiyle değişen modern insanın yaşantısını oldukça farklı bir dille kaleme almış yazar bu kitabında. Kitapta yer alan hikayelerde yazar, alışageldiğimiz yaşam tarzlarını eleştiriyor ve eleştiriken de bir çok konuda okuyucuyu bilgilendiriyor.

Sıradışı hikayeleriyle; modern zamanlarda hayatın akışına kapılarak unuttuğumuz, görmek istemediğimiz, kaybettiğimiz asıl değerlerimizi bize hatırlatan; cennetin dibini görmemizi sağlayan bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

27 Ocak 2008 Pazar

Güne Yeniden Başlama Sevinci...



Kitabın Adı: Günün Ötesi

Yazarı: Ali Çolak




Kitap, yazarın yaşam ve edebiyata dair denemelerinden oluşuyor. Kitabı bir bütün olarak ele almak zor. Her bölümde farklı bir eleştiriyle çıkıyor karşımıza yazar. Örneğin hayata yüklediğimiz anlamları, yalınlıktan uzak yaşamlarımızı, ertelenen sevgileri, genç nüfusuyla övünen ülkemizde gençlerin hayata geç atılmaya mecbur edilmelerini, yabancı kelimelerin Türkçe’ye tercih edilmesini, kendimizi eleştirmek konusunda cesaretsizliğimizi, merak duygularını üretkenliklerini artırmak yolunda kullanmayıp ünlülerin hayatlarını merak ederek heba edenleri, sakıncalı fikir taşıdığı gerekçesiyle kitap yakanları, duygudan uzak gazete haberlerinin edebiyatın yerine geçmesini, hayal kurmadan yaşabilenleri eleştiriyor.

Güne yeniden başlama sevincimizi kaybettiğimizi anlatıyor bir yazısında ve şöyle diyor;


Sabahın erken saati yeniden başlamayı ne güzel öğretir. Dün eski bir gömlek gibi çıkarılmış ve asılmıştır zamanın duvarına. Her şey kalmıştır orada. Sevinçler de, kazançlarda, kaçan fırsatlar da düş kırıklıkları ve acılar da… Gece bitince dünün kapısı kapanmıştır. Dün başka bir gündü bugünse yeni başlıyor. Hiç dokunulmamış, kirletilmemiş, taptaze ve tertemiz duruyor önümüzde. Nasıl başlarsak öyle gidecek. Yeniden başlanacak. Bir sabah vakti, tabiatın akışına katılmakla yeni bir hayata başlayabilir insan. Bir ezan sesi, taze ekmek kokusu her şeyi yeniden başlatabilir. Tabiata baksak, her ana her şeyin yeniden yaratıldığını görsek her gün hayata yeniden başlayabiliriz. O iyi bir öğretmendir; tabiat, yani Allah’ ın isimlerinin oynaştığı rahmet denizi…”


Dünü unutmak değil fakat dünün bugünü etkilemesine izin vermeyerek, hayatın anlamını özümseyerek güne başlayabilmek önemli olan. Bunun bana hiçbir faydasının olmayacağını bile bile yaşadığım olumsuzluklara takılıp da öldürdüğüm günler geliyor aklıma bu yazıyı okuyunca. Bir kitap daha ufkumu açıyor yine...bildiğim ama yaşamıma yansıtmakta zorlandığım bir gerçeği bana yeniden hatırlatarak...