
29 Ağustos 2007 Çarşamba
Robotlaştırılmış Bir Yaşam...

28 Ağustos 2007 Salı
Cam Irmağı Taş Gemi...

kitap ismi: Cam Irmağı Taş Gemi
Netice: Cam ırmağında taş gemi yüzdürmeyi bir türlü başaramadım.
24 Ağustos 2007 Cuma
Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç...
Cemil Meriç’i Düşüncenin Gökkuşağı diye adlandırır Mustafa Armağan…çocukluğundan beri sürekli bir arayış içinde olan, belirli bir ideolojiye körü körüne bağlı kalmadan, hem batı kültürünü hem de doğu kültürünü sorgulayan, çok okuyup araştıran ve kendine has üslûbuyla düşüncelerini yazıya döken ve kitaplarında yakın tarihimiz hakkında geniş bilgiler edinebileceğimiz değerli bir fikir adamıdır Cemil Meriç…1916-1987 yılları arasında yaşamış olan yazar, Osmanlının çöküşünde etkili olan; Avrupa hayranlığı, batılılaşma sevdası, batılı devletlerin Türklere ve İslâma bakışları ve bunun gibi birçok konuda eleştirilerde bulunmuş...
Cemil Meriç hakkında fazla yorum yapmaya gerek olmadığını düşünüyorum...sadece şu üç yazısı bile onun düşünce dünyasını ve asıl gayesini bize o kadar iyi anlatıyor ki...
"Br çağın vicdanı olmak isterdim; bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin. İdrakimize vurulan zaferi kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim; kelimeden, sevgiden bir köprü…ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum…En büyük tehlike uzun zamandır müptela olduğumuz yobazlık. Bize düşen, dertlerimizi ömür boyu gönüllerinde taşıyan insanlara sevgiyle eğilmek ve “hödük” idrakimize dağ gibi gelen kusurları cımbızla ayıklamaya kalkışmamak. Türk insanı irfandan önce sevgiye ve anlayışa muhtaçtır."
"Zafer sabahlarını koruyan bozgun akşamları. İhtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, “Ben Avrupalıyım” demeye başladı, “Asya bir cüzamlılar diyarıdır.”Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara, ve kulağına “Hayır delikanlı”, diye fısıldadılar “sen bir azgelişmişsin.” Ve Hıristiyan Batı’ nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yaftasını, bir “nişân-ı zîşân” gibi gururla benimsedi aydınlarımız."
"Her dudakta aynı rezil şikayet: yaşanmaz bu memlekette! Neden? Efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lağım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? Hayır, onlar Türkiye’ nin insanından şikayetçi. İnsanından, yani kendilerinden. Aynaya tahammülleri yok. Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır."
Düşünelim, taşınalım...başka söze ne hacet...
22 Ağustos 2007 Çarşamba
YÖNETİM GURUSUNDAN ,GELECEK TAHMİNLERİ...

Peter Drucker, bu kitabında bir disiplin olarak yönetimin; doğa bilimlerindeki gibi bilimsel gerçeklerle değil, insanlarla ve insanlara ait kurumların davranışlarıyla ilgilendiğini, bu nedenle geçmişte ortaya atılmış tüm yönetim kuramlarının insanların değişimi ile birlikte değişebileceğini, gelecek için geçersiz sayılabileceğini temel almıştır. Bu anlamda; eski yönetim teorilerinin kabul ettiği birçok varsayımın geçerliliği üzerinde tartışarak, yapılması gerekenler konusunda verdiği bilgilerle geleceğe ışık tutmaktadır...
Peter Drucker’ in yapmış olduğu tartışmalarda en çok ilgimi çeken çıkarımları şunlar oldu:
- Yönetimin, yalnızca "işletme yönetimi" olarak algılanması doğru değildir. Çünkü gelişmiş ülkelerde 21.yy da büyüme sektörü,organize ekonomik faaliyet olan “işletme” olmayacak. Bu, kâr amacı gütmeyen "sosyal sektör" olacaktır.
- Değişimleri görmezlikten gelip, yarının bugün gibi olacağını varsaymak abesle iştigal etmek demektir. Geleceği oluşturmaya çalışmak oldukça risklidir. Ama bunu hiç denememek daha da risklidir.
- Gelecek birkaç yıl içinde gerçek yeni “bilgi devrimi” ortaya çıkacaktır. Hem kurumlar, hem de bireyler bilgiyi ana kaynakları olarak düzenlemek zorunda kalacaklardır.
- 21.yy kurumlarının en değerli varlığı, bilgi işçileri ve verimlilikleri olacaktır. En fazla 50 yıl içinde dünya ekonomisinde liderlik, bilgi işçisinin verimliliğini en sistematik ve en başarılı biçimde yükselten ülkelere ve endüstrilere kayacaktır.
- İşgücünde gitgide daha fazla kişi “kendi kendini yönetmek” zorunda kalacaktır. Çok büyük başarılar kazananlar, her zaman kendi kendilerini yönetmişlerdir.
Kkitapta tartışılan konular günümüzde etkisini göstermektedir. Ülkemizde, işletmelerin büyük çoğunluğunun bu varsayımlar göz önüne alınarak yönetilmedikleri açıktır. En basitinden, işverenlerin çoğunluğu; çalışanlarını varlık olarak değil halen bir maliyet unsuru olarak tanımlamaktadırlar…yani bir işveren çalışanının,kendisine kaça mal olacağını öncelikli olarak düşünmekte…bu da kişiye gereken önemin verilmemesine neden olmaktadır. Bunda ekonomik durumun kötü, işsizlik oranının yüksek olmasının etkisi büyüktür belki ama “Türk Tipi Yönetim” sisteminin de etkili olduğunu düşünüyorum...
Bu anlayışın değişebilmesi için, hepimiz; bilgiye açık, değişime açık, kendini yönetebilen ve bir değer yaratabilen bireyler olarak çalışmayı kendimize ilke edinmeliyiz…
21 Ağustos 2007 Salı
BİN DOKUZ YÜZ SEKSEN DÖRT...
